Geçmiş Zihnimde Oynayan Bir Film [Youtube]

Yasemin: Hürrem’ciğim hoş geldin.

Hürrem: Hoş bulduk, merhaba.

Yasemin: Merhaba, nedir bugünkü soru?

Hürrem: Bugünkü soru, aslında çok Türkiye genelinde, birçok insanı belli dönemlerde daha fazla ama genelde hep rahatsız eden, eden konulardan biri, çocuk yaşta anne olan kadınlar ve çocuk yaşta anne olmanın verdiği sorumluluğun yanı sıra yapılan hatalar. Hata olduğunu bilmeden zaten kendisi büyüdüğü bir süreçte bir çocuğu büyütmenin getirdiği zorluklar ama günün sonunda her şey gibi o çocukta nihayet veriyor. Çünkü çocuk ileri hayatında neler yaşıyor. Bunu yaşayan çok insan var eminim Türkiye’de. Nasıl temizler bu insanlar içlerindeki travmaları, annenin bilmeden yaptığı yanlışların onda olan yansımalarını nasıl temizler ben bunu merak ediyorum çünkü bu önemli.

Yasemin: Aslında şöyle, enteresan bir ey çünkü bende neredeyse çocuk yaşta evlendim. 19 yaşında evlendim, 20 yaşında ilk çocuğumu kızımı doğurdum. 24 yaşında oğlumu doğurdum. Dolayısıyla o kadar iyi biliyorum ki yani o şu prefrontal cortex dediğimiz yer, beynimizin ön tarafı gelişmemiş oluyor, yani 23 yaşına kadar falan sürüyor gelişme, meğer öyleymiş bilimsel olarak görülen. Gelişmediği için ergenlik semptomları devam ediyor. Bende de ediyordu. Yani anne oldum ama saçma sapan kaprisler yapıyordum, çocuğumu çok seviyorum adı altında beş çeşit mama hazırlayıp illa yedirmeye çalışıyordum. Bilinçsizdim. Annemi kayınvalidemi hiç dinlemiyordum. İşte onu bir güç savaşı yapmıştım. Çocuk üzerinden birbirimizle çatışıyorduk. Öyle acayip bir dönemdi ki o. O zavallım çocuklarım benim, iyi tarafları da çok var şu anda çok şükür, iyi tarafları aşk çocuğu olmalarından diye düşünüyorum. Biz babalarıyla ben birbirimize çok aşık olmuştuk o zaman biz ve çok ortak hareket etmiştik. Yani ben kızıyorsam babası da tavır alıyorduk. Yani böyle çelişkili durumlar yaşamadılar. O yüzden de çok iyi oldular ama benim o saçma sapan hallerimden de kim bilir neler yaşadılar be şu anda dediğin kendilerinin temizlemeleri gerekiyor. Yani insanlar ne yaşarsa yaşasın, küçükken işte tacize tecavüze neye bile uğramış bile olsalar temizleyebilirler. Çünkü geçmiş aslında bizim sürekli bizim beynimizin içinde oynattığımız film gibi. O sinemadan çıkmak mümkün. O sinemada nasıl çıkıyor? O film bitiyor tamamen. Şöyle; bir o sahnede, yani çok olumsuz sahnede ben şöyle bir çalışma yatırıyorum, tiyatroda diyorum seyirci koltuğunda oturduğunu düşün ve tiyatroda o sahneyi oynadıklarını düşün, gör yani, gözün kapalı onu hayal et. Sahnede mesela tatsız bir aile kavgasının ortasında çocuk tamam mı ve çocuk çok üzülmüş, kendi o küçüklük hali görüyorsun küçüklük hali… diyorum menün musun bu oyunu seyretmekten? Değil, içi sıkılmış. Peki şu anda oyun dursun, şimdi sana yönetmen gelsin desin ki; oradaki çocuğun, sadece çocuğun senaryosunu değiştir desin, sadece onun için nasıl oynasın isterdin diye soruyorum ve şunu görüyor, ha ya oradan çıksın gitsin mesela odasına gitsin, ilgilenmesin, büyükler saçmalıyor desin, bir şey yazıyor seyirci olarak, gözü hep kapalı, sonra buluyor, içine oturuyor o bulduğu, çıkıyor sahneye onu oynuyor, o yeni yazdığı senaryoyu oyuncu olarak oynuyor. Oynadığında sahne değişiyor, diğer oyuncuların oyuncuları kendiliğinden değişiyor.

Hürrem: Sen değişirsen her şey değişir.

Yasemin: Yani başkasının rolünü değiştiremiyoruz. Buradaki püf noktası o ama kendini değiştirdiğinde… mesela bir tacize uğramış küçükken, kimseye söylememiş. Sahnede gözü kapalı, önce buluyor gidip söylemeyi buluyor. Niye söylememiş, öylesin bu çocuk diyor. Giriyor o tiyatronun içine söylüyor. Öyle bir değişiyor ki enerji, geçmiş değişiyor. Zihnindeki geçmiş kayıt onu söylemiş gibi algılamaya başlıyor.

Hürrem: Bunu ne kadar sıklıkta yapması gerekiyor. Çünkü herhalde bir kere yapılınca abuk yapılabilir mi?

Yasemin: Bir kerede biter. Bitiyor. Enerjisinin boşaldığını şuran biliyor. Zaten her çalışmayı şuarası, içine oturuyor mu oturmuyor mu biliyorsun ve bildiğin zaman bırak ama eğer devam ediyorsa, başka sahneler geliyorsa onları da çalışmak lazım. Bir de o sahnelerle ilgili yazdığın hikayeyi… hikaye olduğunu ayırmak lazım. Mesela; bundan önceki videoyu Esen’le biz çektik. O örneği vereyim. Şimdi 7 yaşında ikizleri var ve bir yere gelecekti akşam. Hatta saat 6-7 gibi gelemedi. İkizlerin bakıcısı hastalanmış. Ben ona ertesi gün dedim ki, neden dedim yalnız bırakabildin. Ben evde yalnız kalıyordum. Bırakabilirdin ama onlar kalamıyorlar dedi. Neden acaba dedim. Onlar küçükken erken doğdular, kuvöze girdiler, orda kaldıkları için şimdi yalnız kalamıyorlar gibi bir hikaye yazdı bana.

Hürrem: Çocuklar ona anlatmış gibi sanki.

Yasemin: Dedim ki hikaye. Bunu sen yazmışsın, buna da inanıyorsun. Sen buna inandığın için çocuklar da kalamayacaklarına inanıyorlar. Hep beraber inanıyorsunuz. Sen şimdi dedi ki; olan neydi, olan erken doğdular, kuvöze kaldılar. Hikayeyi at çöpe. Kapat gözünü at çöpe. Şimdi bırakabilir misin? Aa evet dedi, kalırlar dedi.

Hürrem: Çok doğru yaklaşım.

Yasemin: Anlatabiliyor muyum? Biz hikayelerle perişan ediyoruz kendimizi. Her konuda.

Hürrem: Bunun başka türlüsünü annem bana nasıl iyi bir şekilde yaptı onu ifade edeyim .ok kısaca o zaman. Yaşadığım için bendeki hissi öyle oldu çünkü, ben çok küçükken ev sahibimizin köpeği beni kovaladı ve ben inanılmaz korktum. Doktora götürülecek kadar adeta ve 7 yaşındaydım ve çok korkmuştum ama bunun üzerine annem hiçbir zaman bana köpekler gelirler böyle saldırırlar hikayesi yazmadı. Köpeklerden kedini koru hikayesi yazmadı. Ben de ona inanmadım ve o yüzden hiçbir zaman ne kediden ne köpekten korkan bir çocuk olmadım ama annem belki de onu kendi kafasında ah işte bu çocuğu köpek tutsaydı parçalardı, şöyle olurdu çocuğuma böyle olurdu hikayesiyle beni korkutup, böyle bir sonuca beni getirebilirdi. Yani dediğini burada çok iyi anladım. Annelerin buradaki hikaye kısmı çok etkileyiciydi. Teşekkür ederim.

Yasemin: Ben teşekkür ederim.

Yasemin Conker
Yasemin Conker
iyioldum@gmail.com
Henüz yorum yok

Yorum Yazın